SALZBURG: Mozart’ın Gölgesinde bir masal şehri | Mart 2016

Avusturya’nın neredeyse en batısı, Almanya sınırına çok yakın klasik müziğin ve sanatın buram buram hissedildiği Salzburg yolculuğumuz başlıyor. 5-6 Mart için THY’den kampanyalı olarak gidiş/dönüş 290 tl ye almış oldugumuz biletimiz ile Atatürk Havalimanından havalanıyoruz. İstanbul’da yağmuru geride bırakırken Salzburg’ta serin ama gözlerimizi kamaştıracak kadar güneşli bir hava karşılıyor bizi. Bu şehirde her yer Mozart! Mozart köprüsü, Mozart müzesi, Mozart’ın evi, Mozart çikolatası ve tabiki Wolfgang Amadeus Mozart Havalimanı. Burası oldukça küçük bir havaalani. Havaalanı’ndan çıkınca hemen karşıdaki otobüs duraklarindan 2 numaralı otobüse binerek merkeze gidilebilir. Otobüs biletlerini otobüsten yada duraktan almak mümkün. Altstadt ve innerestadt tarafında konaklayacaksaniz (ki turistik olarak kısa süreli geliyorsanız bu bölgelerde konaklamalisiniz) Mirabell Sarayı’nda otobüsten inerek otelinize ulaşabilirsiniz. Biz aceleciligim yüzünden biraz daha erken indik ama şehri tanımak açısından keyifli bir yürüyüş oldu.

image

Şehir haritada görülebileceği üzere Salzach Nehri’nin çevresine kurulmuş. Salzburg tuz kale demek, adını geçmiş dönemlerde Avrupa’nın çeşitli şehirlerine tuz taşıyan Salzach Nehrin’den almakta. Yüzyıllardır zengin olduğunu belli eden pahali sayilabilecek bir şehir. Şehrin hemen bitiminden bütün heybetiyle Alp ler yükselmekte. Şehir gotik ve barok mimarisi ile her yerde duyulan klasik müzik tınıları eşliğinde insanı eski dönemlere götürüyor. İyi korunmuş bu şehir Avusturya’nın 4. Büyük şehri. 1,5 gün bize gezmek için kısa geldi. Alplere yakınlığı nedeniyle Avrupalıların kayak için de geldigi şehirlerden, muzelerde kayak kıyafetleriyle dolaşan çok sayıda turiste rastliyorsunuz.

Otelimiz Lindergasse yürüyüş yolu üzerinde kalan Hotel Krone; oldukça eski bir otel fakat biz konumundan ve odalarından son derece memnun kaldık.  Otelden sonra ilk duragimiz yemek için Triangel Restoranı. Bu restoran forumlarda ve trip advisor da çok övülmüs fakat biz lezzetten de fiyatlardan da memnun kalmadık. Oldukça pahalı yalnız Stiegl isimli dark ale bira son derece lezzetli. Yemekten sonra hedefimiz kaleyi gezmek. Kaleye giden yolda Kollegienkirche, Domplatz, Kapitelplatz ve St Peters Abbey‘i geziyoruz. Kaleye çıkmak için 700 m tırmanış var. Tavsiyem kale için bileti aşağıdan alın ve yukarıya finukuler ile çıkın.  Kale bileti tek yön finukuler dahil 11 €. Biz yürüyerek çıkmayı tercih ediyoruz. Yol dik ama manzarasi çok güzel.

DSC_0177

Salzburg Kalesinden Şehir Manzarası

Kale ve içerisindeki mini şehir güzel korunmuş.  Meydandaki ağacın altındaki banklarda oturmak insanı bambaşka zamanlara götürüyor.  Kalenin içerisindeki müzelerden beklentinizi yüksek tutmayın. Zaten küçük müzeler. Kaledeki birkaç seyir terasindan şehir manzarası izlemeyi kaçırmayın. Eğer hava çok iyi değilse buralar rüzgârın da etkisiyle oldukça soğuk oluyor, üşütmeyin, ben yaptım siz yapmayın 🙂 kaleden inişi finüküler ile yapıyoruz. Oldukça kısa ama dik bir yolculuk, en önde yer bulmaya bakın.

IMG_0522

Salzburg Kale İçi

Kaleden sonra üşümüş olmamizin da etkisiyle rotamız yine trip advisor da çok övülen Kahveci 220 Grad. Oldukça küçük bir dükkanda çalışanları mutlu bir kafe. Kahve oldukça farklı fakat bizim çok kahve düşkünlüğümüz olmadigindan üzerine yorum yapamıyorum. Fakat Armutlu turtasina bayılıyoruz. Artık akşam oldu, otele dönerken oldukça yakinimizdaki drugstore Dm’ye ve Spar markete uğrayarak peynir şarap ve kozmetik alışverişi yapıyoruz. Eğer valizinizde yer varsa şarabı marketten almak çok daha ucuza geliyor, tavsiye ederim. Saat 20:00 da Mirabell Sarayı‘nda klasik müzik konserine gidiyoruz. Konserin tanıtımı ve program aşağıda. Bileti ben www.viennaticketoffice.com adresinden online aldım.

image

Kapılar 19:30 da açılıyor eğer numaralı bilet almadiysaniz 19:30 da orada olmakta fayda var. Hem müzik hem müzisyenler hem de ortam büyüleyici. Bizim için unutulmayacak bir deneyim oluyor, herhalde Salzburg deyince aklıma ilk bu konser ve bana yaşattığı duygular gelecek.

DSC_0217

Klasik müzik konserinden bir kare

Pazar sabahı 11:00 gibi otelden çıkış yapıyoruz.  Öncelikli olarak otelin bulunduğu tarafta yürüyüş yapıp birşeyler atıştırdıktan sonra, Mirabell bahçelerine yöneliyoruz. Mevsime bağlı olarak henüz bahçe canlanmamış. Viyana’da Belvedere ve Schonbrunn saraylarının bahçelerini gezenler için burası oldukça küçük gelecektir yine de Salzburga gelip buradaki Pegasus heykelini ve bakımlı bahçeyi görmeden ve fotoğraflamadan olmaz. Yol boyunca Mozarteum, Marionettentheater ve Landestheater‘ı gördükten sonra aşk kilitlerinin yer aldığı Makartsteg‘ten nehrin karşı kıyısına geçiyoruz.

DSC_0124

Makartsteg Köprüsü

Nehir boyunca yürüyerek Alplere yaslanmış evleri ve Museumplatz‘ı geçerek Mullner Kirche’yi görüyoruz fakat asıl hedefimiz olan Augustiner bira mahzeni kapali, pazarlari 14:30’da açılıyormuş. Mullner Kirche’nin ön tarafındaki tepeden fotoğraflamayi bitirdikten sonra Altstadt’a doğru yürümeye başlıyoruz. Altstadt’ın ana caddesi olan Getreidegasse üzerinde yemek yiyoruz. Dünkü restorandan daha başarılı buluyoruz burayı. Mozart’ın doğduğu ev müzeye çevrilmiş, kendisinin ve ailesi’nin yaşamı anlatılmakta. Mozart in babası Leopold Mozart ta başarılı bir müzisyen, oğlu da kızı da yeteneklerini babalarından almış. Wolfgang Amadeus Mozart (bildiğimiz, tanıdığımız oğul Mozart) sadece 35 yıl yaşamış, kısacık hayatına 600 den fazla eser ve 10 yıllık seyahat deneyimini sığdırmış bir deha. Asıl ününü ise 19-20. yy larda kazanmıştır. Mozart’ın küçük oğlu da başarılı bir müzisyen olmasına rağmen mozart’ın oğlu diye anılmaktadır. Mozart’ın doğduğu evden sonra Mozartplatz‘a geçerek burada Mozart heykeli ile fotoğraf çekildikten sonra dönüş yolculuğuna çıkmak üzere Otelimizin yolunu tutuyoruz. 2 numaralı otobüsle yarım saatte havaalanında oluyoruz. Mozart’ın izinde çıktığımız bu yolculukta kulağımızda klasik müzik tınıları ile keyifli bir tatile veda ediyoruz.

Yorum bırakın