Konya – Nisan 2015

Haftasonunu geçirmek üzere uzun zamandır ziyaret etmeyi düşündüğümüz Konya’ya gittik. Konya’nın güzel bir şehir olduğunu hep duymuştum, bunu gidince kendimde gördüm, Konya hem yerel mutfağındaki lezzetlerle hem de görülmesi gereken güzel tarihi eserleri ile mutlaka ziyaret edilmesi gereken şehirlerimizden biri.

Seyahat planımız sırasıyla şu şekilde:

1. gün: Meram Bağları, Mevlana Türbesi ve müzesi, Selimiye Camii, Aziziye Camii, Kadınlar Pazarı, Mevlana Kültür Merkezi – Sema Gösterisi

2. gün: Sille Köyü, Çatalhöyük, Çumra köyü

Sabah Konya’ya varır varmaz ilk iş olarak Meram bağları tarafında Meram Bağları Restaurant’a kahvaltı yapmaya gittik. Bu arada meram bağları Konya’nın merkezine çok yakın 2-3 katlı evlerden daha yüksek binaların olmadığı (aslında bütün Konya geneli bu şekilde), güzel bağ evlerinin olduğu yeşil ve şirin bir bölge..Gittiğimiz yer kahvaltı için bence idare edebilecek bir mekan. kahvaltılıklar güzel ve lezzetli. Güzel peynirleri var: Küflü peynir, lor peyniri vs..Küf peyniri tabağınıza geldiğinde aşağıdaki gibi kötü bir görüntüsü olmuyor 🙂 lezzeti de güzel.

Küflü Peynir

Kahvaltıdan sonra Mevlana Türbesi‘ne (aynı zamanda Mevlana Müzesi olan yer) doğru yola çıktık. Türbenin etrafı boyunca küçük odalar şeklinde Mevlana müzesi bulunuyor. Odalarda Mevlevilik ve dergah yaşantısına dair objeler, el yazmaları, kıyafetleri görebilmek mümkün. Müze bence Mevlana’nın tüm dinlerde olan saygınlığı ve dünyadaki bilinirliğine yakışmayacak derecede amatör bir müze. Keşke çok daha görkemli bir müze ile gelen turistlere hizmet edilebilseydi.Özellikle yabancı turistlerin gözlerinden hayal kırıklığı anlaşılabiliyor.

Mevlana Türbesi

Mevlana Türbesi

Mevlanın türbesi tam olarak yeşil kubbenin olduğu yere denk geliyor. Türbenin içinde epey bir yoğunluk var. Türbede ibadet etmek te mümkün.Bunun için haftasonları sıra beklemeniz gerekebiliyor. Mevlanı’nın kabri olan kısım epey ihtişamlı yapılmış.

Mevlana'nın Kabri

Mevlana’nın Kabri

Türbenin hemen yanında Selimiye Camii var. çok güzel bir camii. Şuan hemen hemen her yeri restore edildiğinden sadece dışından görebildik. Aynı güzergahta ilerlemeye devam edince karşımıza muhteşem Aziziye camii geliyor. Balkonlu minare şerefeleri ile çok göz alıcı bir camii. Fotoğraf severlerin vazgeçemeyeceğine eminim.Aziziye camii’nden kadınlar pazarı‘na doğru yola devam ettik. Sebze, meyvelerin tezgahlara dizilişi, renklerini, adeta sanatsal objelere dönüşümünü görmek için mutlaka görülmeli.

Kadınlar Pazarı

Kadınlar Pazarı

bu kadar yeri gezdikten sonra güzel bir öğle yemeği için Tiritçi Mithat‘ın yolunu tuttuk. Çok ufak bir mekan, içerisi sürekli dolu olduğu için sıra beklemeniz gerekiyor. Tirit porsiyonu ağır gelebileceğinden bir porsiyonu iki kişi paylaşmanızı öneriyorum. Zira tabağın önünde bir süre sonra derin düşüncelere dalabiliyorsunuz 🙂 Tirit tarifi için buraya bakabilirsiniz.

Tiritçi Mithat’ta biraz atıştırdıktan sonra Bolu et lokantası‘na geçtik. Bu mekanların ikisi de belirli bir saatte kapandığı için öğlen saatlerini çok geçirmemenizi tavsiye ederim. Etli ekmek, bıçak arası lezzetlerini tatmak için sakın başka yer aramayın burada Konya’daki en lezzetli etli ekmeği yedim. Bu arada peynirli pidelerini de mutlaka deneyin, peynirliler de çok lezzetli.

Her cumartesi akşam 19:00’da Mevlana Kültür Merkezinde Sema Gösterisi var. En çok görmek istediğim şeylerden biriydi. Merakla gidip yerimizi aldık. Mevlana Kültür merkezi Mevlana Müzesinden 1-1,5 km uzaklıkta ayrı bir mekan. Çoğu insan gibi bizde Mevlana müzesinde Sema gösterisi arayarak biraz vakit kaybettik. Sizler dikkat edersiniz artık 🙂

Sema Gösterisi - Semazeler Sema'ya başlamadan önce

Sema Gösterisi – Semazenler Sema’ya başlamadan önce

Ertesi gün sabah erkenden Sille Köyüne geçtik. Sille köyü Konya merkezden 9-10 km uzakta sakin, güzel, eski bir Rum köyü. Artık Rum falan kalmamış ama yine de farklı bir dokusu var.Aynı zamanda da çok güzel el yapımı çanak çömlekler var. Hediyelik eşya için çok güzel şeyler bulabilirsiniz.

Sille Köyünde Restorasyonu yeni bitmiş Aya Elena Kilisesi‘ni göreceksiniz. Restorasyon derken beklentinizi yüksek tutmamanızı tavsiye ederim. Temiz boyanmış bir kilise bekliyor sizi çünkü. Gitmişken görülebilir. Civardaki kafelerde birşeyler içip laflamak, vakit geçirmek için oldukça huzurlu ve güzel bir yer.

Öğleye doğru ÇatalHöyük‘e doğru yollandık. Unesco Dünya Mirası listesindeki günümüzden 9000 yıl öncesine ait yaşam izlerinin yer aldıği bu muhteşem yeri gezmeden Konya’dan ayrılmayın derim. Geçmiş yaşam izleri bize temel ihtiyaçların ne kadar değişmediğini, hayatı kendimize ne kadar zorlaştırdığımızı ve ulaşılabilir bilgi dışında ne kadar da değişmediğimizi gösteriyor bize. En şaşırtıcı parça bir tuzluk, bugun kullandığımız tuzluğun aynısı 🙂

Çatalhöyük dönüşü Çumra beldesindeki (Çatalhöyük’e 10 km uzaklıkta) Paşa Restaurant öğle yemeği yemek ve dinlenmek için ideal yerlerden biri. Konya ovasının lezzetli otları ile beslenmiş koyun, kuzu etlerini tatmadan ve de leziz ayranından içmeden dönmeyin.

Keyifli Gezmeler 🙂

Yorum bırakın